1994 yılıydı, ama
hangi aydı hatırlamıyorum. Annem ve babamın evin içindeki koşuşturmalarını
hatırladığıma göre, mesai günü olduğuna eminim . Her insan için, her tanım
farklıdır. Görecelik kavramıda buradan gelir hatta. Mesela bana göre ‘normal’
kelimesinin tanımı Antalya’da doğmuş ve büyümüş bir çocuğun güneşli bir güne
uyanma beklentisidir ya da mahalle maçlarında mahallenin abileri yüzünden yedek
kalmaktır ‘normal’ olan. Ama o gün Antalya’da uyananlar için normal bir gün
değildi. Bizim evde belli ki bu anormallikten nasibini almıştı. Annem telaşlı
bir şekilde yanıma geldi ‘’hadi kalk, geç kalacaksın ! ‘’ dedi. Kreşe
gidiyordum o zamanlar ve her sabah aynı isteksizlikle uyandığım için M.F.Ö’den
‘Mecburen’i söylerdim anneme. ‘Mecburen, mecburen, mecburiyetten’… ‘’Mecburen
mi anne, kreşe gitmek mecburen mi?’’ dedim. O da her sabah 7 yaşındaki bu
çocuğu, ona ufak olduğunu belli ettirmeden, aynı şeyleri söyleyeceğini bilse de
uzun uzun dinlerdi. Ama o sabah önceki sabahlardan farklı bir karşılık verdi
annem. ‘’Bugün kreşe gitmek mecburen değil. Dışarıda kar yağıyor, en son kar 16
yıl önce yağmış. Ben senin yaşından birazcık fazlayken. Öğleden sonra izin
alacağım, seninle kartopu oynayacağız’’.. Bugün tüm bu konuşmaların ardından
yıllar geçti. Ve biz annemle en son, o gün oyun oynadık. Yanlış anlaşılmasın
annem yaşıyor. Ama o günden sonra hiç sarılmadı bana, hiç oynamadı benimle.
Hiçbir zaman sormadım, o da hiç söylemedi.
Ve
bu sabah.. 18 yıl sonra kar’lı bir güne uyandım. Ay 2012 yılının Aralık ayı,
gün kıyamet yaygarası koparılan günden bir önceki gün. Tabi ki bende
inanmıyorum Mayalılara ama bir yandan da yarın öleceğimi bilsem bugün ne
yapardım diye düşünüyorum. Yazardım ! Sadece yazardım.. Aşık Veysel sadık yarini, Karacaoğlan
kavuşamadığı yarini yazmış. Bende, beni hiç terketmeyen yarimi yazardım.
Futbol’u.. ‘’Kalple bağlantısını kesene tecrübeli denir’’ demiş Sigmund Freud.
Tecrübesiz olduğum dönemlerdi, 21 yaşındaydım. Bir çok hemcinsim gibi başarısız
ilişkilerime, birini bir diğerine ekleyerek gelmiştim yirmibirime. O yıl Temmuz
ayında, bir tatil beldesinde, mutlu olduğum bir anda terkedilmiştim yine. Gerçi
aldatıldım mı yoksa basit bir sebepten dolayı terkedildim mi hala bilmiyorum ya.
Neyse..
14 yaşındayken
İncil’den bir parça okumuştum. Şöyle diyordu; ‘’Dünyanın oluşumu yedi günde
tamamlandı’’. Bende terkedildikten bir hafta sonra anladım kendi oluşumumu
tamamladığımı. Tam bir hafta boyunca maç izlemiştim evde. Hemde futbolun yaz
sıcağına yenik düştüğü zamanlarda. Hangi lig olduğu, hangi saat olduğu hiç mi
hiç önemli değildi. Yanan canım ekran karşısında uyuşuyordu adeta. Altın vuruşu
yapmıştım. Ebediyete kadar futbola aittim artık. Daha sonraları ailem, arkadaşlarım
hep sordu. ‘’Neden bu kadar futbol’a bağlısın?’’ diye. Cevabı aforizmalara
sığacak kadar basit değildi. Çünkü ‘o’ hiç bekletmedi. Şu saat dediyse şu
saatte oradaydı. Çünkü ‘o’ hiç terketmedi. Bir maç bitti, bir diğeri başladı.
Çünkü ‘o’ hiç yalnız bırakmadı. Hep hayatımda kalacağına emin olduğum tek
şeydi. Çünkü ‘o’ hiç özletmedi. Özlemenin mevsimi sonbahar derler ama, ‘o’nun
mevsimi yoktu. Çünkü ‘o’ hiç habersiz bırakmadı. Herkes ondan konuşuyordu.
Çünkü ‘o’ hiç küsmedi bana, ne olursa olsun hep benimle oynadı..


Yetenek derler ya, ben bugune kadar cok az insanda gordum boyle bariz yetenegi. Sen yaz, hep yaz bence:)
YanıtlaSil