Powered By Blogger

28 Aralık 2012 Cuma

İlk Randevu


Yıllardır tv’den izleyipte ‘’ben İstanbul’da yaşasam mümkün mertebe bu salonda maç kaçırmam’’ dediğim  ve ulaşımının o kadar da kolay olmadığını idrak ettiğim yerdir Abdi İpekçi. Gerçi maç bitiminden bir saat sonra evime ulaşmış olmam İstanbul şartlarına göre mükemmel olsa da, yıllardır bu salonda canlı bir maç izleme hevesi, evimden Abdi İpekçi’ye  olan mesafeyi oldukça uzak hissettirdi bana.Nihayet üçüncü aktarmamı da yaptıktan sonra artık salona yürüme mesafesindeydim. Yaklaşık 10 dakika yürüdükten sonra Türkiye Basketbol Federasyonu’nu görmemle beraber salonu da yanında görmüş oldum. Biraz daha ilerledikten sonra ‘’çekirdekkkk suuu çekirdek suuu yok mu isteyen? ‘’ seslerini duyduktan sonra maç havasına bürünmem gayet kolay oldu. İçeri girmemle beraber, Abdi İpekçi Spor Salonu’nda VIP bileti hariç diğer biletlerin hepsinin bir olduğunu anlamam uzun sürmedi. Şöyle ki 15 liralık 3. Tribün biletiyle, 25 liralık 1. Tribün’e oturmanız mümkün. Tabi ki tribünlerin değişmez kuralı erken yer kapmanız şartıyla ! Aslında maçı izlerken maçla ilgili yazmayı düşündüğüm bir çok şey vardı. Markota’nın yüzdesiz oyunu, Vidmar’ın kenarda unutuluşu, Jerrels’ın her zaman ki bencilliği, Beşiktaş’ın istatistik satırlarını zorlayan top kayıpları, Fridzon’un bir yere yetişicekmiş gibi iki dakika içindeki üç 3’lük isabeti, Planinic ve ‘diğerleri’ vs.. Fakat bir Euroleague hem de Top 16 turu maçına sadece 5,500 kişi geliyorsa, maçla ilgili ne yazarsan yaz çokta önemli olmuyor. İşte o yüzden rakamlara takılmadan mümkün olduğu kadar keyfini çıkarmaya çalıştım bu ‘ilk randevu’mun..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder