Yıllardır tv’den
izleyipte ‘’ben İstanbul’da yaşasam mümkün mertebe bu salonda maç kaçırmam’’
dediğim ve ulaşımının o kadar da kolay
olmadığını idrak ettiğim yerdir Abdi İpekçi. Gerçi maç bitiminden bir saat
sonra evime ulaşmış olmam İstanbul şartlarına göre mükemmel olsa da, yıllardır
bu salonda canlı bir maç izleme hevesi, evimden Abdi İpekçi’ye olan mesafeyi oldukça uzak hissettirdi bana.Nihayet
üçüncü aktarmamı da yaptıktan sonra artık salona yürüme mesafesindeydim.
Yaklaşık 10 dakika yürüdükten sonra Türkiye Basketbol Federasyonu’nu görmemle
beraber salonu da yanında görmüş oldum. Biraz daha ilerledikten sonra ‘’çekirdekkkk
suuu çekirdek suuu yok mu isteyen? ‘’ seslerini duyduktan sonra maç havasına
bürünmem gayet kolay oldu. İçeri girmemle beraber, Abdi İpekçi Spor Salonu’nda
VIP bileti hariç diğer biletlerin hepsinin bir olduğunu anlamam uzun sürmedi.
Şöyle ki 15 liralık 3. Tribün biletiyle, 25 liralık 1. Tribün’e oturmanız
mümkün. Tabi ki tribünlerin değişmez kuralı erken yer kapmanız şartıyla !
Aslında maçı izlerken maçla ilgili yazmayı düşündüğüm bir çok şey vardı.
Markota’nın yüzdesiz oyunu, Vidmar’ın kenarda unutuluşu, Jerrels’ın her zaman
ki bencilliği, Beşiktaş’ın istatistik satırlarını zorlayan top kayıpları, Fridzon’un
bir yere yetişicekmiş gibi iki dakika içindeki üç 3’lük isabeti, Planinic ve ‘diğerleri’
vs.. Fakat bir Euroleague hem de Top 16 turu maçına sadece 5,500 kişi geliyorsa,
maçla ilgili ne yazarsan yaz çokta önemli olmuyor. İşte o yüzden rakamlara
takılmadan mümkün olduğu kadar keyfini çıkarmaya çalıştım bu ‘ilk randevu’mun..


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder