Powered By Blogger

28 Aralık 2012 Cuma

Attila Gökçe Üstad'tan Muhteşem 'Bir İnsanlık Öyküsü'


Chris Corchiani, basketbol dünyasının varoşlarında dolaşan bir Amerikalı... Hayatta yapabildiği en iyi iş basketbol... Gelin görün ki, o asla bir NBA yıldızı olamadı. Bir ara Miami Heat ve Boston Celtics’de oynadı, takımda sürekli yer alamadı. Haftada 200 dolara - karın tokluğuna - Amerikan alt liglerinde mücadele ediyordu... Günün birinde hayatını değiştiren bir öneri aldı... Chris’i dinleyelim : "Washington Wizards’ın iki oyun kurucusu aynı anda sakatlanınca 10 günlük sözleşme yaptılar benimle. Karşılığında 8 bin dolar aldım. Bu para ailecek hayatımızı kurtardı. Çünkü elimde ancak birkaç dolar kalmıştı, evdeki buzdolabı boştu. Eşimin garsonluktan kazandığı para ile kıt kanaat geçinmeye çalışıyorduk..."
     Sonra ekmeğini Avrupa’da aramaya başladı Chris...
     1994’de Efes Pilsen’e geldi. Onu, Naumoski’nin ardından izleyenler, aynı beceri ve başarıyı göremeyince ağır biçimde eleştirdiler. Chris, elinden geldiğince işini yapmaya çalıştı.
     İstanbul Ataköy’de bir apartmanın, 14. katında oturuyordu ailesiyle birlikte... Sitenin marketine zaman zaman telefon ediyor, eve gerekli yiyecek ve içecekleri dilinin döndüğü kadar Türkçesiyle, dilinin döndüğü kadar İngilizce konuşmaya çalışan çırağa sipariş vererek getirtiyordu. Bir şey dikkatini çekti. Sabah, öğlen, akşam... Gece - gündüz... Siparişlerin tümünü 13 yaşındaki çırak Kenan getiriyordu...
     Dayanamadı, sordu :
     "- Sen hiç uyumaz mısın ? Evine gitmez misin ? İzin yapmaz mısın ? Hangi okula gidiyorsun ? Okula gitmez misin ?"
     Kenan Demir, üç - beş kelime İngilizcesiyle anlattı ki, gece gündüz çalışmak zorundadır... Çünkü karaciğerinden rahatsız olan babası çalışamamaktadır... Evin gelirini sağlamak gündeliğe giden annesi ve Kenan’ın görevidir.
     Chris Corchiani, o sırada ilk çocukları Chris Junior’a hamile olan eşiyle birlikte Kenan Demir’in ailesini ziyaret etti. Küçük çocuğun okula gitmesi gerektiğini söyleyerek yardım önerdi...
     Sonra aileyi de ikna edip inanılmaz bir hukuk ve bürokrasi mücadelesi vererek Kenan Demir’i evlat edindiler... Chris, eşi Stewart, Türkiye’de doğan oğulları Chris Junior ve artık Kevin diye çağırdıkları Kenan Demir, ailecek Avrupa’yı dolaşıyorlardı... İtalya, Almanya, yeniden İtalya, İspanya ve Amerika’da basketbol serüvenine devam etti Chris...
     Kenan da büyüdü, 20 yaşında bir delikanlı oldu. Gittiği her okulda inanılmaz başarılar göstererek North Carolina State Üniversitesi’nden burs kazanarak yüksek öğrenime başladı. Kenan, yani Kevin, sonradan doğan Tommy (5), Anabelle (2)ve Türkiye’de doğan Chris Junior (7) ile birlikte ailenin dört çocuğundan en büyüğü... Evde gerçek bir ağabey olarak onun sözü geçiyor... Üniversitenin kros takımına seçilerek burs kazanan Kenan, yılda bir kez Türkiye’ye gelerek biyolojik anne - babasını ziyaret ediyor. Aile çok mutlu... Çünkü Chris Corchiani, önümüzdeki yıl İspanya Ligi’nde Lucentum’da oynayacak ve Kenan da Türkiye’yi daha sık ziyaret edecek.
     Kaan Kural kardeşimin, bilgi okyanusuna dalarak çıkardığı bu inci, hepimizin kulağına küpe olmalı!
     ...Ve şu soruyu da mutlaka sormalı :
     Acaba kaç sporcumuzun böyle öyküsü var ? Mehmet Özdilek’in gelirinin tümünü eğitim gönüllülerine bağışladığı o muhteşem jübile organizasyonundan başka, gelecek kuşaklara kaç öykü, kaç örnek bırakabiliriz ?

  

İlk Randevu


Yıllardır tv’den izleyipte ‘’ben İstanbul’da yaşasam mümkün mertebe bu salonda maç kaçırmam’’ dediğim  ve ulaşımının o kadar da kolay olmadığını idrak ettiğim yerdir Abdi İpekçi. Gerçi maç bitiminden bir saat sonra evime ulaşmış olmam İstanbul şartlarına göre mükemmel olsa da, yıllardır bu salonda canlı bir maç izleme hevesi, evimden Abdi İpekçi’ye  olan mesafeyi oldukça uzak hissettirdi bana.Nihayet üçüncü aktarmamı da yaptıktan sonra artık salona yürüme mesafesindeydim. Yaklaşık 10 dakika yürüdükten sonra Türkiye Basketbol Federasyonu’nu görmemle beraber salonu da yanında görmüş oldum. Biraz daha ilerledikten sonra ‘’çekirdekkkk suuu çekirdek suuu yok mu isteyen? ‘’ seslerini duyduktan sonra maç havasına bürünmem gayet kolay oldu. İçeri girmemle beraber, Abdi İpekçi Spor Salonu’nda VIP bileti hariç diğer biletlerin hepsinin bir olduğunu anlamam uzun sürmedi. Şöyle ki 15 liralık 3. Tribün biletiyle, 25 liralık 1. Tribün’e oturmanız mümkün. Tabi ki tribünlerin değişmez kuralı erken yer kapmanız şartıyla ! Aslında maçı izlerken maçla ilgili yazmayı düşündüğüm bir çok şey vardı. Markota’nın yüzdesiz oyunu, Vidmar’ın kenarda unutuluşu, Jerrels’ın her zaman ki bencilliği, Beşiktaş’ın istatistik satırlarını zorlayan top kayıpları, Fridzon’un bir yere yetişicekmiş gibi iki dakika içindeki üç 3’lük isabeti, Planinic ve ‘diğerleri’ vs.. Fakat bir Euroleague hem de Top 16 turu maçına sadece 5,500 kişi geliyorsa, maçla ilgili ne yazarsan yaz çokta önemli olmuyor. İşte o yüzden rakamlara takılmadan mümkün olduğu kadar keyfini çıkarmaya çalıştım bu ‘ilk randevu’mun..

20 Aralık 2012 Perşembe

Kar, Ayrılık ve Futbol



1994 yılıydı, ama hangi aydı hatırlamıyorum. Annem ve babamın evin içindeki koşuşturmalarını hatırladığıma göre, mesai günü olduğuna eminim . Her insan için, her tanım farklıdır. Görecelik kavramıda buradan gelir hatta. Mesela bana göre ‘normal’ kelimesinin tanımı Antalya’da doğmuş ve büyümüş bir çocuğun güneşli bir güne uyanma beklentisidir ya da mahalle maçlarında mahallenin abileri yüzünden yedek kalmaktır ‘normal’ olan. Ama o gün Antalya’da uyananlar için normal bir gün değildi. Bizim evde belli ki bu anormallikten nasibini almıştı. Annem telaşlı bir şekilde yanıma geldi ‘’hadi kalk, geç kalacaksın ! ‘’ dedi. Kreşe gidiyordum o zamanlar ve her sabah aynı isteksizlikle uyandığım için M.F.Ö’den ‘Mecburen’i söylerdim anneme. ‘Mecburen, mecburen, mecburiyetten’… ‘’Mecburen mi anne, kreşe gitmek mecburen mi?’’ dedim. O da her sabah 7 yaşındaki bu çocuğu, ona ufak olduğunu belli ettirmeden, aynı şeyleri söyleyeceğini bilse de uzun uzun dinlerdi. Ama o sabah önceki sabahlardan farklı bir karşılık verdi annem. ‘’Bugün kreşe gitmek mecburen değil. Dışarıda kar yağıyor, en son kar 16 yıl önce yağmış. Ben senin yaşından birazcık fazlayken. Öğleden sonra izin alacağım, seninle kartopu oynayacağız’’.. Bugün tüm bu konuşmaların ardından yıllar geçti. Ve biz annemle en son, o gün oyun oynadık. Yanlış anlaşılmasın annem yaşıyor. Ama o günden sonra hiç sarılmadı bana, hiç oynamadı benimle. Hiçbir zaman sormadım, o da hiç söylemedi.

   Ve bu sabah.. 18 yıl sonra kar’lı bir güne uyandım. Ay 2012 yılının Aralık ayı, gün kıyamet yaygarası koparılan günden bir önceki gün. Tabi ki bende inanmıyorum Mayalılara ama bir yandan da yarın öleceğimi bilsem bugün ne yapardım diye düşünüyorum. Yazardım ! Sadece yazardım..  Aşık Veysel sadık yarini, Karacaoğlan kavuşamadığı yarini yazmış. Bende, beni hiç terketmeyen yarimi yazardım. Futbol’u.. ‘’Kalple bağlantısını kesene tecrübeli denir’’ demiş Sigmund Freud. Tecrübesiz olduğum dönemlerdi, 21 yaşındaydım. Bir çok hemcinsim gibi başarısız ilişkilerime, birini bir diğerine ekleyerek gelmiştim yirmibirime. O yıl Temmuz ayında, bir tatil beldesinde, mutlu olduğum bir anda terkedilmiştim yine. Gerçi aldatıldım mı yoksa basit bir sebepten dolayı terkedildim mi hala bilmiyorum ya. Neyse..

   14 yaşındayken İncil’den bir parça okumuştum. Şöyle diyordu; ‘’Dünyanın oluşumu yedi günde tamamlandı’’. Bende terkedildikten bir hafta sonra anladım kendi oluşumumu tamamladığımı. Tam bir hafta boyunca maç izlemiştim evde. Hemde futbolun yaz sıcağına yenik düştüğü zamanlarda. Hangi lig olduğu, hangi saat olduğu hiç mi hiç önemli değildi. Yanan canım ekran karşısında uyuşuyordu adeta. Altın vuruşu yapmıştım. Ebediyete kadar futbola aittim artık. Daha sonraları ailem, arkadaşlarım hep sordu. ‘’Neden bu kadar futbol’a bağlısın?’’ diye. Cevabı aforizmalara sığacak kadar basit değildi. Çünkü ‘o’ hiç bekletmedi. Şu saat dediyse şu saatte oradaydı. Çünkü ‘o’ hiç terketmedi. Bir maç bitti, bir diğeri başladı. Çünkü ‘o’ hiç yalnız bırakmadı. Hep hayatımda kalacağına emin olduğum tek şeydi. Çünkü ‘o’ hiç özletmedi. Özlemenin mevsimi sonbahar derler ama, ‘o’nun mevsimi yoktu. Çünkü ‘o’ hiç habersiz bırakmadı. Herkes ondan konuşuyordu. Çünkü ‘o’ hiç küsmedi bana, ne olursa olsun hep benimle oynadı..


19 Aralık 2012 Çarşamba

19.12 - 2012


Bugün 19 Aralık 2012... Yani ''Dünya Karşıyakalılar Günü''. Karşıyaka'nın kuruluş tarihi 1 Kasım'dan sonra her yıl kutlanan en coşkulu gün. Dünyanın dört bir yanındaki tüm Karşıyakalıların ''Dünya Karşıyakalılar Günü'' kutlu olsun.

18 Aralık 2012 Salı

Adanaspor - Karşıyaka



16. hafta mücadelesinde Adanaspor, Karşıyaka'yı konuk etti. Adanaspor erken gol bulabilen bir ekipti ve maça da hızlı başladı. Henüz 3. dakikada da gole çok yaklaştı ancak top üstten auta gitti. Hemen ardından da 6. dakikada Karşıyaka benzer bir pozisyondan Makukula ile faydalanamadı. Mbilla'nın sakat olması Karşıyaka için avantajdı. Ancak Karşıyaka'da da kalede Necati yoktu. Onun yerine bir diğer güven veren isim Recep eldivenleri teslim almıştı. Temposu düşük bir karşılaşma oluyordu fakat Adanaspor'un bulduğu pozisyonlar çok daha netti. Karşıyaka'nın ise bir pozisyonu vardı 22. dakikaya kadar. 29. dakikada Caner'in harika çalımlarıyla taşıdığı topu Makukula tamamladı ve Karşıyaka 1-0 öne geçti. Golden sonra Adanaspor biraz daha atak oynar diye düşündüm ama Karşıyaka biraz daha rahatlamıştı ve daha organize hücum ediyordu. 39. dakikada şans Adanaspor'dan yanaydı ve Rahman'ın şutunda defansa çarpan top Nwogbo'nun önünde kaldı ve sert bir vuruşla Adanaspor adına beraberliği sağladı. İlk yarının sonlarına doğru sakatlanan Erdi, yerini Ahmet Burak Solakel'e bıraktı. 45+1'de ise Banahene'nin kontrolüne elle oynama diyen Süleyman Abay, Karşıyaka'nın atmış olduğu golü geçersiz sayarak Banahane'ye sarı kart gösterdi ve karşılaşmanın ilk yarısı 1-1 sonuçlandı. İkinci yarı daha durgun bir maç oynanıyordu. 59. dakikada Fevzi'nin penaltıdan bulduğu golle Adanaspor 2-1 öne geçti. Bu golden hemen sonra Karşıyaka Makukula ile gole çok yaklaştı ancak; Tolgahan başarılı bir kurtarışla topu kornere çeldi. İlerleyen dakikalarda maç hep ortadaydı. 65. ve 70. dakikalar arasında, yedek kulübeleri arasında yaşanan gerginlik, sahaya da yansıdı ve maç git gide sertleşti. 88. dakikada Adanaspor kontra ataktan Kibong'la bulduğu golle farkı ikiye çıkararak rahatladı. Bu golde tartışmalı olarak hakeme çarpıp Adanaspor'lu futbolcuların önünde kalan topla başlayan atak golle sonuçlanınca Karşıyaka yedek kulübesinden tepkiler yükseldi ve her maçta sakin olan, soğukkanlılığını koruyan Cihat Arslan çılgına döndü. Hakem de Cihat hocayı tribüne gönderdi. 90+4'te Karşıyaka Caner ile farkı bire indirse de puana yetmedi ve Adanaspor 3 puanı alan taraf oldu. Adanaspor bu galibiyetle çıkışını ve kendi sahasındaki yenilmezliğini sürdürdü. Karşıyaka için ise tehlike çanları çalmaya başladı. Bunu asla Karşıyaka mağlup olduğu için söylemiyorum. Maçtan bir gün önce Fatih Şen ile ilişiğin kesilmesiyle başlayan problem umarım daha fazla uzamaz ve kendine ''Karşıyaka'lıyım'' diyen iş adamları artık destek verir. Yoksa bu insanların emeklerine yazık, Cihat hocama yazık, Hüseyin Hamamcı'ya yazık, futbolculara yazık, taraftara yazık...

Power OFF Rangers


Takvimlerin 31 Aralık’a yaklaştığı, yılın olaylarının yavaş yavaş kategorize olup ekranlarımıza düşmeye başladığı bugünlerde, 2012 yılının en önemli spor olayı, Lance Armstrong’un hayranlarına yaşattığı aldatılmışlık hissi mi, yoksa Oscar Pistorious’un ‘engel’ kelimesinin yeniden sorgulanmasına neden olması mı derken; duygusal temalara vücut vermeyi sevdiğimizden midir bilinmez, hüzünlü bir hikaye aradan sıyrılıverdi.

           90’lı yıllarda çocuk olmak, öğle vakti yayınlanan çizgi film Aslan Kral’dan sonra sabırsızlıkla Power Rangers izlemeyi beklemekti belki de.. Rangerslar toplam 6 kişiydiler. Kimbilir kaç çocuk takım ruhuna ilk burada hayranlık duydu. Sonra futbola meraklı minik yürekler, onların sadece 6 kişi değil 11 kişi olduğunu da öğrendiler. Britinya futboluna ilgi duymaya başlayanlar, Glasgow şehrinin mavi yakasını  tanıdılar daha sonra.Yani Glasgow Rangers’ı. İşte o Rangers’ın 49 milyon pound’u aşan vergi borcu nedeniyle, 13 Temmuz’da yapılan oylamanın ardından, oylamaya katılan 29 kulübün 25’i Rangers’ın 3. Ligde mücadele etmesi için oy kullandı. 139 yıllık tarihinde 100’den fazla kupası bulunan takımın adı Rangers Fc olarak değiştirildi. 18 Ağustos’ta Ibrox’ta çıktıkları East Stirling maçını 49.118 kişi izledi.Bu alt kümelerde bir seyirci rekoruydu. Yaklaşık 50.000 kişiye oynarken, liginizin adının süper olmasına gerek yoktur dedirten Rangers Fc taraftarlarıysa, Ibrox’un ışıklarının yeniden ‘Old Firm’ için yanmasını bekliyorlar.

16 Aralık 2012 Pazar

Pınar Karşıyaka - Michelin ETHA


Maça yarım saat kala Arena'ya giriş yaptım.Prestij mücadelesine çıkacak olan ekibimiz(gruptan lider olarak çıkmayı garantileyen)Pınar Karşıyaka,Michelin ETHA maçı için ısınmaya başlamıştı.Ve tabiki bir gözümüz de Slovenya'daydı.Gruptaki diğer temsilcimiz Tofaş ile Krka Novo Mesto arasındaki maçta kazanan taraf ikinci olarak gruptan çıkacak.Dileriz bu takım temsilcimiz Tofaş olur.Karşılaşmaya hızlı başlayan taraf Pınar Karşıyaka oldu.Diebler'ın üçlük yüzdesi ve Aminu'nun pota altındaki rahat sayılarıyla farkı açacak gibi görünüyordu.Pınar Karşıyaka'nın savunması final maçı ciddiyetindeydi.Aradaki fark çift hanelere kısa sürede ulaştı ve Ufuk Sarıca gençlere şans verdi.(Onur Kentli zaten ilk beşte maça başladı)Onur Kentli'nin akıllı asistleri ve özgüven göstererek kullandığı atışlarla farkı daha da açan Kaf-Kaf'ta bir diğer altyapı oyuncusu Serkan Menteşe de oyuna dahil oldu ve ilk çeyrek 15 sayı farkla ekibimizin lehine bitti. 2. çeyreğe de etkili başlayan taraf Pınar Karşıyaka'ydı.Onur Kentli yaptığı güzel asistlerle harika bir maç çıkarıyordu.Pota altındaysa Ümit Sonkol'un şovu vardı.Ancak Evren Büker kötü günündeydi.Üst üste kaçırdığı üç üçlük denemesiyle morali de bozulan Evren kenara alındı.Evren'den sonra oyuna giren Diebler üç sayılık atışlardaki yüksek yüzdesini sürdürdü ve devre Diebler'ın üçlüğüyle(54-36)Pınar Karşıyaka'nın üstünlüğüyle kapandı.İkinci yarıda Dixon ve Aminu şov vardı.İkinci yarının ilk dört dakikasında Dixon üçlükleriyle,Aminu ise yine Dixon'ın asistleriyle bulduğu sayılarla taraftarı coşturdu ve iyice oyundan kopan Michelin ETHA karşısında üçüncü çeyreği 25 sayı farkla kapadı.Son çeyrekte Michelin ETHA sahada yoktu diyebiliriz.Hatta hücumda o kadar kötülerdi ki;bu durum Pınar Karşıyaka savunmasının konsantrasyonunu azalttı.Yetenekli altyapı oyuncularıyla farkı iyice açan Pınar Karşıyaka,taraftarlarının 100 sayı isteğini de yerine getirerek karşılaşmadan 44 sayı farkla(105-61)galip ayrıldı. 100. sayıyı getiren üçlüğün de altyapıdan Serkan Menteşe'ye nasip olması ayrıca güzel oldu.Daha önce de söylediğim gibi Karşıyaka'nın bu kupayı alması asla sürpriz olmaz.Hatta Final-Four'a kalamazsa(ki inşallah öyle bir kaza olmaz)büyük sürpriz olur.Tabiki öncelikli hedef son 8'e kalabilmek.Bunun için de öyle veya böyle;Kaf-Kaf gruptan birinci olarak çıkmalı.Çünkü bu kupada ikinciliğin bile zorluk seviyesini ne kadar artırdığını 2011 yılında BC Spartak Saint-Petersburg ile eşleşerek gördük.Karşıyaka bu mücadelesiyle her türlü takdiri hakediyor.Ve bir güzel haber de Tofaş'tan!Deplasmanda Krka Novo Mesto'yu iki sayı farkla(72-70)yenen temsilcimiz de Pınar Karşıyaka ile beraber son 16'ya kalmayı başardı.Umarız iki takımımız da Final-Four'a kadar yükselir ve hatta final Türkiye'de Pınar Karşıyaka-Tofaş karşılaşması olarak oynanır.Bunun olmaması için bir sebep var mı?..

Karşıyaka - Kayseri Erciyesspor


Bu maçla ilgili aklımda pek çok şey vardı.Bir yanda çok ciddi ekonomik sıkıntılarla boğuşan ancak yürekli ve sahada varını yoğunu ortaya koyan Karşıyaka,diğer yanda ligin gerçekten iyi futbol oynayan sayılı takımlarından Kayseri Erciyesspor.PTT 1.Lig'de bu tip,yani haftanın maçı diyebileceğimiz maçlar,genelde iki takımında aşırı kontrollü oynaması sebebiyle vasat bir futbol sunar genelde izleyenlere.Bunun sebebi de bu ligi takip edenler bilir ki,bu ligde alınan 1 puan,haftalar ilerledikçe katlanarak kulüplerin hanesine yazılır.Tabii bu yeni bir kural değil.Sadece ligin seyri yıllardır bu şekilde.Yani 1 puanın değeri çok büyük.Klişe ama,herhalde bu kavramın bu ligden daha uygun olduğu bir lig yok:''Yenemiyorsan,yenilme''.Maçın ilk 20 dakikasını maalesef kaçırdım.Eve dönüş yolu,trafik derken saat 19:00 civarı(maçın başlama saati)Twitter'a girip bakıyım dedim.Malum hava şartlarından bugün de ertelenebilir olasılığını düşünerek.Bir de ne göreyim!Maçın henüz ilk saniyelerinde Karşıyaka öne geçmiş bile.15 dakika sonra eve geldim. 2. şok! O 15 dakikalık arada maçta iki gol daha olmuş!Karşıyaka 2-1 önde.Hemen maçı izlemeye koyuldum.Yaklaşık 15 senedir bu ligin maçlarını takip ederim;ancak bu kadar süratli,bu kadar iyi hücum eden iki takımın maçı bir elin parmaklarını geçmez.Bir Karşıyaka bastırıyor,bir Kayseri Erciyesspor bastırıyor.Bu futbola bu maçta en az 5 gol olur dedim içimden ama kim kaybederse yazık.İlk yarının bitimine az bir süre kala Kayseri Erciyesspor durumu Emrah Bozkurt'un golüyle eşitledi ve ilk yarı böyle bitti.Tabii hemen kaçırdığım golleri izledim.Hiçbiri bedava gol değil.Hele hele Dalmat'nın attığı.O ne klas bir vuruştur öyle...Bu hareketiyle bile bu ligin ne kadar üstünde bir oyuncu olduğunu bir kez daha kanıtladı Dalmat.

    İkinci yarı için sabırsızlanıyordum zira harika bir maç biz futbolseverleri bekliyordu.Karşıyaka teknik direktörü Cihat Arslan ikinci yarıya iki değişiklikle başlıyordu.Erdi'nin yerine Ahmet Burak Solakel'i,Emre'nin yerineyse Makukula'yı dahil etti.(Emre-Makukula değişikliği ilk yarının sonlarına doğru gerçekleşti) Ve ikinci yarı başladı.Devrenin 2-2 bitmesi her iki takımı da biraz yormuş ve daha kontrollü bir oyun anlayışına itmişti.İkinci yarıya etkili başlayan taraf Karşıyaka idi.Devamlı pozisyona giriyor ancak bir türlü sonuca gidemiyordu.Kayseri Erciyesspor ise en kötü 1 puan alalım anlayışıyla oynayıp,kontraatakları değerlendirmek istiyordu.Oyun yapısı ve kurulu olduğu oyuncular kontraatak futboluna tamamen uyan Kayseri Erciyesspor,ikinci yarının ortalarında hücumdaki etkisini biraz biraz artırmaya başlıyordu.Bir süre sonra(65.dakika itibariyle)oyun tekrar ilk yarıdaki hızına döndü ve bu dakikalarda Karşıyaka çok etkili ataklar geliştiriyordu.Özellikle Banahene'nin altıpasta düşürülmesinden sonra Makukula'nın vuruşu da Kayseri Erciyesspor'un etten duvarına çarpıp geri döndü.Oyunun bu temposu Karşıyaka'yı(doğal olarak)yormuştu ve savunmada ara ara derin boşluklar yakalayan Kayseri Erciyesspor 83.dakikada üçüncü golü bularak,iki kez yenik duruma düştüğü maçta ilk kez öne geçti.Golün dakikası sebebiyle ve böyle güzel futbol oynarken(ki Kayseri Erciyesspor da çok iyi bir futbol ortaya koydu)yenik duruma düşmek(hele iki kez öne geçtikten sonra)Karşıyaka'lı futbolcuların moral-motivasyonunu az da olsa azaltmıştı.Karşıyaka beraberlik için yüklenirken,belki de sezon başından beri ilk kez hata yapan Onur Akbay(o kadar kredisi olsun)basit bir pas hatası yapıp Kayseri Erciyesspor'a dördüncü golü adeta ikram etti ve maç bu skorla(4-2)bitti.

Kayseri Erciyesspor akıllı oynadı ve beklediğinden fazlasını(3 puan)aldı.Haketti mi?Sonuna kadar...Tıpkı Karşıyaka gibi.Kayseri Erciyesspor'u tebrik ediyor,güzel futbollarının devamının gelmesini diliyorum.Gelelim Karşıyaka'ya...Karşıyaka bu maçta sadece 3 puan kaybetmiştir.Evet belki futbolun amacı 3 puanı almaktır ancak,unutulmamalıdır ki kulüpteki tüm olumsuzluklara rağmen ortaya konan yürek,azim ve mücadele ayakta alkışlanacak cinstendir.Tek dileğim büyük Karşıyaka Spor Kulübü'nün bu darboğazı atlatıp eski günlerine(Gode Cengiz'li-Gazcı Erol'lu)dönmesidir.Unutulmamalıdır ki;Karşıyaka bir ''SPOR'' kulübüdür.

13 Aralık 2012 Perşembe

Pınar Karşıyaka – Galatasaray Medical




Öncelikle baya geç kalmış bir yazı olduğunu belirtmekte fayda var ama hak verirsiniz ki daha acemi birliğindeyiz. Neyse diyelim ve salona doğru yola alalım. Maça bir saat kala salondaydım. Herkes dağıtılan t-shirtleri giymiş heyecanla maçı bekliyordu. Salona girer girmez Karşıyaka Çarşı'nın güzel bir organizasyona imza atacağı,salonun tepesinden sarkıtılan iplerden belliydi. Karşıyaka taraftarı tarihi bir güne daha tanıklık edecekti anlaşılan.Hava atışı yapıldı ama o da ne!! Bir anda her yer bembeyaz oldu. Karşıyakalı taraftarlar sahayı konfeti yağmuruna tuttu. Oyun durdu ve basketbol tribünlerinde (özellikle Türkiye'de) eşine az rastlanan bir koreografi yapıldı.Konfetilerin atılmasının hemen ardından o dev pankart açıldı. Pankartta bir gladyatör ve ölü bir aslan vardı.(Bu tip organizasyonlarda emeği geçen hangi takım taraftarı olursa olsun herkesin emeğine sağlık çünkü harika bir seyir zevki.)Bunun üzerine Ergin Ataman tüm takımı toplayıp soyunma odasına gitti.Bu bir profesyonellikti zira karşısında Arena'da zor maç kaybeden bir ekip vardı ve Galatasaraylı oyuncuların motivasyonu dağılmıştı. Ancak şu da sorulmalı. Tansiyonu bu kadar yüksek bir maçta biraz daha sağduyulu olamazmıydı Ergin hoca. Çünkü bu hareket tribünlerin daha da gerilmesine neden oldu. 1-2 dakika içinde Galatasaray takımı tekrar sahadaydı ve maç artık başlıyordu. Galatasaray maça iyi başlayan taraftı. Savunması çok sıkıydı ve Ender harika bir yüzdeyle oynuyordu. Karşıyaka o sert savunmasından uzak bir görüntü çiziyordu ve dolayısıyla Galatasaray özellikle pota altından rahat sayı buluyordu. Karşıyaka ise Ender ve Boniface'in sayılarına Dixon'la cevap vermeye çalıştı. 2. çeyrekte Karşıyaka adına devreye Aminu girdi ve Dixon'la beraber Karşıyaka'yı oyunda tuttu. Thomas'ında boyalı alandaki etkisini atlamamak lazım.Bu çeyrekte Karşıyaka savunma sertliğini bir seviye artırdı ancak Ender'in üçlük yüzdesi Galatasaray'ın devreyi önde tamamlamasını sağladı. Galatasaray 3. çeyreğe daha konsantre ve hızlı başladı. Yoksa Karşıyaka’nın 3. Çeyrek sendromu geri mi dönmüştü? .Ancak Karşıyaka iyi ve sert savunmayla hücumdaki etkinliğini de arttırdı. Maçtaki kırılma anı olmayabilir ama kırılma çeyreği bu çeyrekti. Çünkü Karşıyaka hücum setlerindeki deorganize görüntüsünü savunmada da sergileseydi, kalite olarak kat be kat üstün olan Galatasaray maçı koparabilirdi.Buna rağmen son çeyreğe Galatasaray önde girdi. Ve son çeyrek... Takımı ateşleyen ve adeta basketbolcularla beraber ter akıtan Karşıyaka taraftarı maçın başından beri verdiği desteği zirveye çıkardı. Ancak maçın bitimine 8 dakika kala hakemin verdiği tartışmalı bir karara Karşıyaka seyircisi büyük tepki gösterdi ve sahaya yabancı madde atılmaya başlandı. Sahaya yabancı madde atılması asla savunulacak birşey değil, hele ki 100.yılını kutlayan, Türk basketbolunda bir ekol olmuş, Avrupa'da, ligde ve Türkiye kupasında büyük başarılara imza atan ebedi basketbol geleneğine sahip Karşıyaka taraftarı için. Fakat güzel olan birşey var ki; bu maddeleri atanları uyaran ve engel olan Karşıyaka'lıların çoğunlukta olması. Yaşanan bu gerilimden sonra Galatasaray takımı ve hakem üçlüsü tekrar içeri girdi ve sahaya yabancı madde atılmaması için anons yapıldı. Bir süre sonra hakem üçlüsü ve Galatasaray takımı tekrar sahaya döndü ve maçın en heyecanlı dakikaları başladı. Karşıyaka'nın savunması ve Galatasaray'ın(özellikle de Ender'in)dış atış yüzdesinin düşmesi maçın devamlı el değiştirmesini sağladı. Fakat Karşıyaka son bir dakika içinde öyle basit hatalar yaptı ki;neredeyse elindeki maçı veriyordu. Son saniyelerde Karşıyaka'nın yardımına Dixon koştu ve isabetli faul atışlarıyla Kaf-Kaf'a maçı getirdi. Arena bir büyüğe daha çıkış izni vermedi. Bununla kalmayıp ilk mağlubiyetini yaşattı Galatasaray’a.Bu mağlubiyet Galatasaray'ın nazar boncuğudur. Zira Galatasaray hala(bana göre)ligin kadro derinliği ve kalite olarak en iyi takımı. Bunun yanında Karşıyaka'nın takım oyununu ve muhteşem taraftar desteğini unutmamak lazım. İki ekip de Avrupa'da gruplardan çıkmayı garantiledi.(Galatasaray-Eurocup,Karşıyaka-Eurochallange) Galatasaray Eurocup'ı,Karşıyaka'da Eurochallenge'ı alacak güce ve altyapıya sahipler.Dileriz Anadolu Efes ve Beşiktaş'tan sonra bu mutluluğu 3. kez hem de iki takımla birden yaşarız.Hatta belki Euroleague'i de alırız.Neden olmasın...