Powered By Blogger

20 Aralık 2012 Perşembe

Kar, Ayrılık ve Futbol



1994 yılıydı, ama hangi aydı hatırlamıyorum. Annem ve babamın evin içindeki koşuşturmalarını hatırladığıma göre, mesai günü olduğuna eminim . Her insan için, her tanım farklıdır. Görecelik kavramıda buradan gelir hatta. Mesela bana göre ‘normal’ kelimesinin tanımı Antalya’da doğmuş ve büyümüş bir çocuğun güneşli bir güne uyanma beklentisidir ya da mahalle maçlarında mahallenin abileri yüzünden yedek kalmaktır ‘normal’ olan. Ama o gün Antalya’da uyananlar için normal bir gün değildi. Bizim evde belli ki bu anormallikten nasibini almıştı. Annem telaşlı bir şekilde yanıma geldi ‘’hadi kalk, geç kalacaksın ! ‘’ dedi. Kreşe gidiyordum o zamanlar ve her sabah aynı isteksizlikle uyandığım için M.F.Ö’den ‘Mecburen’i söylerdim anneme. ‘Mecburen, mecburen, mecburiyetten’… ‘’Mecburen mi anne, kreşe gitmek mecburen mi?’’ dedim. O da her sabah 7 yaşındaki bu çocuğu, ona ufak olduğunu belli ettirmeden, aynı şeyleri söyleyeceğini bilse de uzun uzun dinlerdi. Ama o sabah önceki sabahlardan farklı bir karşılık verdi annem. ‘’Bugün kreşe gitmek mecburen değil. Dışarıda kar yağıyor, en son kar 16 yıl önce yağmış. Ben senin yaşından birazcık fazlayken. Öğleden sonra izin alacağım, seninle kartopu oynayacağız’’.. Bugün tüm bu konuşmaların ardından yıllar geçti. Ve biz annemle en son, o gün oyun oynadık. Yanlış anlaşılmasın annem yaşıyor. Ama o günden sonra hiç sarılmadı bana, hiç oynamadı benimle. Hiçbir zaman sormadım, o da hiç söylemedi.

   Ve bu sabah.. 18 yıl sonra kar’lı bir güne uyandım. Ay 2012 yılının Aralık ayı, gün kıyamet yaygarası koparılan günden bir önceki gün. Tabi ki bende inanmıyorum Mayalılara ama bir yandan da yarın öleceğimi bilsem bugün ne yapardım diye düşünüyorum. Yazardım ! Sadece yazardım..  Aşık Veysel sadık yarini, Karacaoğlan kavuşamadığı yarini yazmış. Bende, beni hiç terketmeyen yarimi yazardım. Futbol’u.. ‘’Kalple bağlantısını kesene tecrübeli denir’’ demiş Sigmund Freud. Tecrübesiz olduğum dönemlerdi, 21 yaşındaydım. Bir çok hemcinsim gibi başarısız ilişkilerime, birini bir diğerine ekleyerek gelmiştim yirmibirime. O yıl Temmuz ayında, bir tatil beldesinde, mutlu olduğum bir anda terkedilmiştim yine. Gerçi aldatıldım mı yoksa basit bir sebepten dolayı terkedildim mi hala bilmiyorum ya. Neyse..

   14 yaşındayken İncil’den bir parça okumuştum. Şöyle diyordu; ‘’Dünyanın oluşumu yedi günde tamamlandı’’. Bende terkedildikten bir hafta sonra anladım kendi oluşumumu tamamladığımı. Tam bir hafta boyunca maç izlemiştim evde. Hemde futbolun yaz sıcağına yenik düştüğü zamanlarda. Hangi lig olduğu, hangi saat olduğu hiç mi hiç önemli değildi. Yanan canım ekran karşısında uyuşuyordu adeta. Altın vuruşu yapmıştım. Ebediyete kadar futbola aittim artık. Daha sonraları ailem, arkadaşlarım hep sordu. ‘’Neden bu kadar futbol’a bağlısın?’’ diye. Cevabı aforizmalara sığacak kadar basit değildi. Çünkü ‘o’ hiç bekletmedi. Şu saat dediyse şu saatte oradaydı. Çünkü ‘o’ hiç terketmedi. Bir maç bitti, bir diğeri başladı. Çünkü ‘o’ hiç yalnız bırakmadı. Hep hayatımda kalacağına emin olduğum tek şeydi. Çünkü ‘o’ hiç özletmedi. Özlemenin mevsimi sonbahar derler ama, ‘o’nun mevsimi yoktu. Çünkü ‘o’ hiç habersiz bırakmadı. Herkes ondan konuşuyordu. Çünkü ‘o’ hiç küsmedi bana, ne olursa olsun hep benimle oynadı..


1 yorum:

  1. Yetenek derler ya, ben bugune kadar cok az insanda gordum boyle bariz yetenegi. Sen yaz, hep yaz bence:)

    YanıtlaSil