Bugünlerde
Servet Tazegül ismini duyduğumuzda, aklımıza ilk gelen Londra 2012
olimpiyatları oluyor. Fakat o kadar da taze değil Servet’in hikayesi.. Servet
Tazegül, tekvando sporu gibi gözden uzak bir şekilde Kars’da yaşayan bir
ailenin, Almanya’ya göç etmesiyle beraber Nürnberg’de dünyaya geldi. Annesi ve
babası gündüz çalıştıkları için ablasıyla beraber büyüdü. Yaşıtlarının aksine
çizgi filmlere değil, uzak doğu filmlerine düşkündü. Özellikle Jackie Chan
filmlerinden gözünü ayıramıyordu. Bu durumu ablasının farketmesi uzun sürmedi
ve ablası tarafından henüz ufak yaşta mahallerinde bulunan tekvando salonuna
yazdırıldı. Servet Tazegül daha 15 yaşındayken Türkiye Tekvando Milli Takımı
baş antrenörü Ali Şahin tarafından Türkiye’ye davet edilerek 2003 yılında milli
formayla tanıştı. İlk Dünya Şampiyonluğu’na uzanması bir yıldan fazlasını
almadı. 2004 yılında Kore’de düzenlenen Gençler Dünya Şampiyonası’nda şampiyon
olarak adeta ilerideki başarılarının sinyalini veriyordu. 2004 şampiyonluğunu
2008 ve 2010 yıllarındaki Avrupa Şampiyonlukları takip etti. Ayrıca bu zaman
diliminde Pekin 2008’de bronz madalyaya uzanan Tazegül , kendisine mikrofon
uzatıldığında üçüncülükten duyduğu memnuniyetten bahsetmek yerine hedefinin
gelecek Londra Olimpiyatlarında altın madalya olduğunu söylüyordu.
Londra
Olimpiyatlarının bir provası niteliğinde gösterilen, Güney Kore’nin Gyeongju
şehrinde 2011 yılında düzenlenen Dünya Tekvando Şampiyonası’nda, Servet Tazegül
dünya şampiyonu olarak olimpiyatlara hazır olduğunun mesajını veriyordu. Vakit
tamamdı. Servet Tazegül Londra 2012’ye 3 yıllık namağlup ünvanıyla gidiyordu.
Fakat bilinen bir şey vardı. Tarihe geçen her büyük hikaye, içinde başarı kadar
hüzünde barındırıyordu. Servet, oyunlardan 1,5 ay önce annesini kaybetmesine rağmen, 10
Ağustos günü 68 kiloda Tekvando müsabakalarının düzenlendiği salonda, madalya
kürsüsünün ilk sırasında Türk bayrağı dalgalanıyordu. Olimpik ruh bir kez daha
kazanmıştı. 11 Ağustos sabahı bir çoğumuz, Servet Tazegül’ün hiç bilinmeyen
hikayelerine uyandı. Olimpiyatlardan bir süre önce Singapur, Servet’e kendileri
adına yarışmasını teklif etmişti. Bu teklif basit bir ricadan oldukça öteydi.
Singapur 15 milyon dolar transfer ücreti teklif ederek ufak bir servet sundu
Servet’e. Almanya’nın da Singapur’dan geri kalmaya niyeti yoktu. Onlarda ömür
boyu aylık, villa ve lüks araç teklif etmişlerdi. Teklifleri neden kabul
etmediğini açıklayan Servet, olimpik ruhu adeta şad ediyordu. “Singapur’un
teklif ettiği para çok uçuk bir rakam. Ama ben Türküm ve Türk Milli Takımı
adına dövüşürüm. Almanya adına dövüşen Türk arkadaşlarım şu an mutsuzlar. Ay
yıldızlı bayrak altındaki mutluluğu ve sevinci yaşayamıyorlar”. Ne dersiniz, bor
madeninden sonra artık yeni bir ‘milli servet’imiz var diyebilirmiyiz?


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder